Herkes (muhalif partiler de) Ali Yerlikaya’yı konuşuyor.
Destek var ve bence de olmalı. Fakat yargı meselesi çok acayip.
İçeride yangın var ama çıt yok. Kabak gazetecilerin başında patlıyor. Hiç anlamıyorum.
Yorumum şu: Cemaatten boşalan yeri “devlet” doldurdu. Erdoğan da aynı Cemaat zamanında olduğu gibi bundan yararlandı. Ama iş kontrolden çıktı. İçişleri Bakanlığı’nda temizlik nispeten kolay fakat yargıda HSK var. Sanırım dengeler daha çetrefil. İyi de, bu görmezlikten gelme nedir? Muhalefetten ağzını açan yok. Çok acayip değil mi?
Bu bir “temiz eller operasyonu” mu?
Herhalde ülkede olup bitenlerin farkında olan kimsenin buna inandığını düşünmeyiz. Bir iç mücadele var.
Fakat, “ha Ali Veli, ha Veli Ali” diye de bakamayız. “Tek adam rejimine koltuk değneği mi olacağız? Bizi ilgilendirmez”. Bu, siyaset olmaz. Uygun bir söylemle müdahale etmek gerekmez mi?
Hem iktidarı eleştirmek, sıkıştırmak hem de bu aşırı çeteleşme ve yozlaşmaya karşı teşvik etmek, ortaya dökülen iddiaların takipçisi olmak gerekir. Ben bu konunun muhafazakarları da rahatsız ettiğini düşünüyorum.
Ortak bir dil kurulabileceğini, anti-Erdoğancılığa abanmadan kısmi düzeltmeler sağlanabileceğini düşünüyorum.
En azından bizim çizgimizin bunu zorlaması gerekir kanısındayım.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.